Daha İnsancıl Bir Kapitalizm Mümkün Mü?

kapitalizm

Adam Smith, çağımızın belki de en büyük ikileminin rehberlerinden biri konumunda: Kapitalist ekonomileri nasıl daha insancıl ve anlamlı hale getirebiliriz?

İskoçya’nın küçük bir üretim kenti olan Edinburg yakınlarındaki Kirkcaldy’de 1723 yılında doğan Adam Smith oldukça çalışkan bir öğrenciydi. 14 yaşında Glasgow Üniversitesi’nde başladığı ahlak felsefesi eğitimine Edinburgh ve Oxford Üniversiteleri’nde devam etti. Ardından mantık ve felsefe üzerine dersler verdi. Ayrıca piyasa sistemlerini, bireylerin ve halkların mutluluğunu sağlayan dinamikleri anlamak isteyerek bu konular üzerine çalışmalar yaptı. Çalışmaları sonucunda ortaya koyduğu “Milletlerin Zenginliği” adlı kitabı ile klasik ekonominin babası olarak tanındı.

Smith’in savunduğu fikirler (özellikle uzmanlaşma, tüketici kapitalizmi, zenginlik ve tüketici eğitimi olarak dört ana başlık altında incelenecek olursa) günümüzde dahi kapitalizmin bazı problemlerini anlamımızda yol gösterici olabilir.

Adam Smith, “Milletlerin Zenginliği” adlı kitabı ile klasik ekonominin babası olarak tanınıyor.

Adam Smith, “Milletlerin Zenginliği” adlı kitabı ile klasik ekonominin babası olarak tanınıyor

Uzmanlaşma 

Modern dünyanın çalışma koşulları göz önüne alındığında iki gerçek öne çıkıyor: Modern ekonomiler eşi görülmemiş üretim kapasitelerine sahip ve bu ekonomilerde, binlerce insan yaptıkları işleri sıkıcı bularak anlamsızlıktan şikayet ediyor. Bu iki fenomen aslında oldukça yakından ilişkili. Smith ise onu uzmanlık teorisi aracılığıyla gözlemleyen ilk kişi olma unvanına sahip.

Smith, tek bir işin farklı görev başlıklarına ayrılarak birçok insan tarafından yapılmasının çok daha kazançlı olduğunu anlamıştı. Ancak görev dağılımının aynı zamanda, insanların yaptıkları işe karşı yabancılaşması problemini de ortaya çıkardığını öne sürdü.

Satış geliştirme asistanları, iletişim ve eğitim direktörleri ve daha saymakla bitmeyecek farklılık da iş unvanlarına sahip olduğumuz düşünülürse, Smith’in uzmanlaşma konusundaki iç görüsünün aslında bir nevi günümüzdeki “title” çılgınlığına da işaret ettiğini söyleyebiliriz.

“Her bireyin kendi şartlarını iyileştirmeye yönelik doğal çabaları, dışarıdan yapılacak herhangi bir yardımdan çok daha yararlıdır ve toplumda servet ve refahın artması için yeterlidir.”
– Adam Smith

Tüketici Kapitalizmi

Smith’in döneminde genişleyen orta sınıfın lüks tüketimleri giderek artıyordu. Bu Jean-Jacques Rousseau gibi dönemin önemli düşünürleri tarafından oldukça sert bir biçimde eleştirilse de, Smith aksini düşünüyordu. Ona göre, zengin toplumlar lüks tüketiminin tüm fevriliğine ve israflığına rağmen alt sınıflara mensup bireylerin ihtiyaçlarını karşılamada daha verimliydi.

Smith, kapitalizmin dışında, insanların eğitim, kendini anlama, takdir edilme ve kendini gerçekleştirme gibi daha ileri ve soyut ihtiyaçları olduğunu gözlemlemişti. Bu yüzden iyi bir kapitalist toplum, sadece anlamsız şeyler alarak heyecanlanmamıza ve ihtiyacımız olmayan nesneleri elde etmemize hizmet etmemeliydi. Bunun yerine insanlara gerçek tatmini sağlayacak ürünlerin ve hizmetlerin üretimini sağlamalıydı.

“Bütün üretimin tek amacı tüketimdir ve üreticinin çıkarları ancak tüketicinin çıkarları gerektirdiği ölçüde korunmalıdır.”
– Adam Smith

Zenginlik

anti-kapitalist-protestolar

Bir neo-kalvinist olan Smith, zenginlerin Katolikler tarafından hor görülmesine ve çok daha yüksek vergiler vermesi gerektiği görüşüne karşı çıkıyordu. Ona göre genel görüşün aksine zenginlerin asıl umursadıkları şey para yerine onur ve saygıydı. Hükumetler, zenginleri daha yüksek vergilerle cezalandırmak yerine, kibirlerinin ardındaki asıl motivasyonu anlamalıydı.

Zenginlerin bu narsist ihtiyaçları; okulları ve hastaneleri finanse etmeleri, çalışanlarına iyi ödeme yapmaları gibi sağlayacakları faydaların karşılığında verilecek onur ve statülerle karşılanabilirdi.

“Birey, sadece kendi özel çıkarını gözetir ve bu amacını gerçekleştirirken görünmez bir el onun hiç düşünmediği başka amaçlara da hizmet etmesini sağlar.”
– Adam Smith

Tüketici Eğitimi

Günümüzde büyük şirketler, işçilere ödedikleri düşük ücretler, çevreye verdikleri zararlar gibi pek çok nedenden ötürü şeytani olarak nitelendiriliyor. Bu nitelendirmeyi haksız bulmak neredeyse imkansız ve Adam Smith bu noktada, sadece şirketlerin değil tüketicilerin de sorumlu davranması gerektiğini savunmuştu.

Ona göre dünyayı bozan sadece şirketler değil, aynı zamanda şirketlerin hizmet ettikleri isteklerimizdi. Kapitalist bir toplum, tüketicilere seçenekler sunmaktan öte seçenekleri akıllıca kullanmayı öğretmeliydi. Adam Smith, kapitalizmin dayattığı koşulların tüketici taleplerinin kalitesiyle ilintili olduğu görüşündeydi.

Dünyanın şu anki ekonomik durumu göz önüne alındığında umutsuzluğa kapılmamız oldukça doğal. Ancak Adam Smith’in çalışmalarının, insani değerlerle işletmelerin ihtiyaçlarını nasıl bir arada nasıl sağlayabileceğimiz konusunda değerli bir rehber olduğu da reddedilemeyecek bir gerçek. Kaldı ki asıl soru, bunun gerçekten gerekli olup olmadığı değil midir?

Shares