Reform Sonrası Ortaya Çıkan Kalvinizm Hakkında Bilmeniz Gerekenler

 

calvin_final

Ortaçağ’da toplum üzerinde kurduğu baskıyla hemen her şeyin kontrolünü elinde tutan Katolik Kilisesi’ne yapılan bir başkaldırı olan reform, gerçekleştiği tarihte birçok dengeyi altüst etmesinin yanı sıra, bireyin ve halkın özgürleşmesine giden yolda bir kilometre taşıdır.

Martin Luther’in başarıyla sonuçlanan reform girişiminin ardından Avrupa’nın tarihsel akışı değişmiş, din adamları ve kilise itibarını kaybetmiş, engizisyon mahkemeleri kurulmuş, birçok yeni mezhep ortaya çıkmıştır. Gelin, onlardan biri olan kalvinizmi birlikte inceleyelim:

On altıncı yüzyılda reform hareketinin ardından ortaya çıkan Protestan mezhebinin alt kolu olarak tanımlanabilecek olan Kalvinizm, ismini, kurucusu Jean Calvin’den alır. 1509 yılında Fransa’da dünyaya gelen, babası piskoposlukta görevli olduğu için küçük yaştan itibaren din ile yakın temas halinde olan Calvin, üniversite eğitimi almak için gittiği Paris’te din, hukuk ve felsefe alanında çalışmalar yaparken, aynı zamanda Almanya’da devam eden reform hareketlerini takip etme ve Martin Luther’in çalışmalarını inceleme fırsatı bulur.

O güne kadar edindiği bilgilerin ışığında, dinin Katolik Kilisesi’nin dayatmalarının dışında, insan ve tanrı arasında, aracı olmaksızın yaşanması gereken bir olgu olduğuna olan inancından ötürü; Protestan mezhebini kendisine oldukça yakın gören ve benimseyen Calvin, benzer bir doğrultuda, kendi doktrinlerini geliştirerek Kalvinizm mezhebini kurar.

Cenevre’de ortaya çıkan ve Avrupa coğrafyasına kısa sürede yayılan Kalvinizm, dinsel değerleri gelenekçi bir tutumla değil, dinin özüne göre yaşamayı savunur. Kalvinizme göre insanın iradesi yoktur; doğduğu andan itibaren bireyin cennete mi yoksa cehenneme mi gideceği bellidir ve bu yazgının herhangi bir amel ile değişmesi mümkün değildir. Cennete gidecek olan insanlar kutsanmış, cehenneme gidecek olanlarsa lanetlenmiş olarak kabul edilir.

İnsanlar kutsanmış veya lanetlenmiş olduklarını iş yaşamındaki başarılarına göre anlıyorlardı. Yani kişinin manevi ve maddi durumu olumlu ve devamlı büyüme halindeyse o kişi kutsanmıştı. Tam tersi ruhsal hayatı olumsuz gidiyorsa o kişi lanetlenmiş sayılırdı.

Calvin’e göre çalışkan ve erdemli olan, dünya nimetlerinden uzak durarak ibadet edenler, din adamları kadar Tanrı’nın merhametine hak kazanmış, seçilmiş insanlardı. Günah olan ise lüks yaşam, süslü elbiseler ve mücevher kullanmak,  sarhoş olmak ve tembellikti. Bu yüzden toplumsal bir ayrışmaya neden olan Kalvinizm, insanların hayatı üzerinde vardığı bu kesin yargıdan ötürü büyük trajedilere sebebiyet verir: Çalıştığı halde talihsizlikler yüzünden başarıya ulaşamayan, seçmediği hayat koşulları yüzünden yoksul doğan birçok insan bu yüzden hayatlarını sonlandırır.

Kalvinizm’in temel erdemleri; çok çalışmak, dürüstlük, sabır, görev bilinci, sorumluluk, tutumluluk, sadelik, israf ve lüksten kaçınma, kazancını yine işine yatırma gibi, bugünkü kapitalizmin temel öğretisi olmuş kavramlardır.

Çalışma disiplinine bulunduğu atıf ve çalışkan/tembel insan arasında yaptığı keskin ayrım sebebiyle Kalvinizm, dönemin Avrupa coğrafyasında yeni yeni filizlenen kapitalizm düşüncesine omuz vermekle birlikte bu fikrin insanlar tarafından benimsenmesini de sinsi bir şekilde üstlenir.

 

Shares