Türkiye'nin yerli otomobil macerası - 2f Magazine

Türkiye’nin yerli otomobil macerası

devrim

Türkiye uzun yıllardır otomobil montaj veya yan sanayisi konusunda önemli bir noktada olsa da kendi markasını yaratmayı başaramadı. Zaman zaman gündeme gelen bu konu sürekli ‘Türkiye otomobil üretemez’ yaklaşımının engeliyle karşılaştı. Şimdilerde ise ironik şekilde ‘geç kaldık’ görüşü ön plana çıkıyor. Peki yerli otomobil için gerçekten çok mu geç kaldık?

Türkiye özellikle Kurtuluş Savaşı sonrasındaki hızlı gelişmenin yaşandığı yılların ardından birçok konuda hız kaybetmiş ve istikrar sorunları yaşar hale gelmişti. Üretimde yaşanan yavaşlama ve kâr odaklı yaklaşımlar neticesinde Türkiye’de özellikle yabancı markalara olan ilgi ciddi biçimde artmıştı. Bu sebeple, yeni nesillerin gözünde Türk malı ürünlerin kalitesiz olduğu gibi bir imaj oluştu ve Türk markaları da çekici görünmüyordu. Böyle bir ortamda otomobil gibi yüksek bütçe, uzun soluklu AR-GE çalışması ve tecrübe gerektiren bir alanda Türkiye’nin başarılı olabileceği özellikle Türk insanı için uzak bir düşünceydi.

Bunu 1960’ların başında ortaya çıkan Devrim projesinde de görmek mümkün. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in özel talimatıyla başlatılan projeyi bugün hepimiz çok iyi biliyoruz. 4,5 ay gibi kısa bir sürede tamamlanan Devrim otomobilleri, cumhurbaşkanını geçit törenlerinde taşıyacak kadar güvenilir duruma getirilmişti. Ancak yakıt ikmali konusunda yaşanan koordinasyon eksikliği Devrim projesini özellikle gazetelerde bir alay konusu haline getirdi ve herkes projeye harcanan 1 milyon 400 bin liralık bütçenin çöpe atılmış bir para olduğunu düşünmeye başladı.

Oysa ki Devrim, otomobil konusunda hiçbir tecrübesi olmayan TCDD ekibi tarafından 4,5 ay gibi imkansıza yakın bir sürede tamamlanmış ve yola çıkmaya hazır hale getirilmişti. Üstelik bu bir montaj projesi de değildi. Motor gibi karmaşık parçalar da büyük markaların tasarımları örnek alınarak yeniden tasarlandı ve TCDD’nin bakım tesislerinde üretildi.

“DEVRİM, TCDD EKİBİ TARAFINDAN
4,5 AY GİBİ İMKANSIZA YAKIN
BİR SÜREDE TAMAMLANMIŞTI”

ilgiyi görmeyince proje sona ermiş oldu. Ancak Devrim’in sektöre verdiği cesaret özellikle yabancı markaların yerli üretime başlamasını ve ülkemizin hayalperest dehalarının daha sıkı çalışmasını sağladı. Devrim en ünlülerinden biri olsa da, Türkiye’nin tek yerli otomobil üretme çabası değildi. Yine 1960’larda Türk Otomotiv Endüstrileri A.Ş. önce Volvo ardından da Triumph ile işbirliği yaparak Zafer isimli bir otomobil üretmek için çalıştı. Fakat bu proje de seri üretime geçemedi.

Bu projeler seri üretim için gerekli desteği göremeyip, baskılar neticesinde iptal edilirken Türkiye’de otomotiv endüstrisi yabancı markalarla kurulan ortaklıklarla büyümeye devam etti. Uzun yıllar boyunca Ford, Renault, Fiat gibi şirketlerle birlikte Türkiye pazarına yönelik modeller üretildi. Bunların lisansları ve birçok parçaları yabancı şirketlere dayandığı için esas olarak yerli sayılamazlar.

yerli otomobil anadol

Ünlü yerli otomobillerden bir diğeri de Anadol’dur. Ancak Anadol’un tasarımı da İngiliz Reliant şirketine, teknik altyapısı da Ford’a dayanmaktadır. Yani üzerinde Türkiye’de yapılan Ar-Ge çalışmalarına dayanan çok da fazla parça yoktu. Bu sebeple Anadol, Devrim gibi tümüyle yerli bir otomobil girişimi değildi.

2000’li yıllara gelindiğinde öncelikle Jetpa’nın ‘İmza’ projesi unutamadığımız bir girişimdi. Modelin prototipleri İngiliz bir şirkete yaptırılmış olsa da aracın tümüyle yerli olacağı söyleniyordu. Bir dönem İmza için fabrika inşatına bile başlandığı söylense de projede bir gelişme yaşanmadı.

Nispeten daha küçük bütçelerle başlatılan otomobil girişimleri Etox, Onuk, Şamil gibi otomobiller de daha düşük adetli üretim yapma vizyonuyla çalışmaya devam ediyor. Henüz bu markalardan da yollara çıkabilen olmadı ve seri üretime geçeceklerini düşünmüyoruz.

GÜNÜMÜZDE YERLİ OTOMOBİL ÇALIŞMALARI

Sebebi bilinmeyen bir şekilde rafa kaldırılan yerli otomobil İmza

Sebebi bilinmeyen bir şekilde rafa kaldırılan yerli otomobil İmza

Türkiye’de yerli otomobil markası yaratma konusunda 2012 yılında yeniden bir ivme yaşandı. Yine bir devlet adamının yani Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ın ‘Türkiye’de otomobil üretimini yapacak bir babayiğit çıkacaktır’ sözleri üzerine büyük şirketlerin yöneticilerinden umut veren açıklamalar geldi. Özellikle Koç Holding bu konuda çok istekli olduklarını ve iş ortakları Fiat ile birlikte bir proje üzerinde çalışmaya başladıklarını dile getirdi. Yerli otomobil projesi halk nezdinde de heyecan yarattı. Özellikle devlet kanadından gelen teşvik açıklamaları üretilecek aracın fiyatının çok uygun seviyelere düşebileceğini gösteriyordu. Otomotiv Sanayi Derneği’nin 2012 yılındaki araştırmasında da ‘yerli otomobil’ imajının uygun fiyat ile eşleştiği ve 26 bin TL seviyesinde bir otomobilin halkın gönlünden geçen otomobil olacağı verisi ön plana çıkıyordu. Fakat araştırmada belirtilen araç beklentileri 1.6 litrelik dizel motorlu bir araç yönündeydi ve bu hayaller TÜBİTAK’ın açıklaması neticesinde suya düştü. Çünkü TÜBİTAK elektrikli ya da menzili uzatılmış hibrit otomobillerin destekleneceğini açıkladı.

Bunun üzerine özel sektörün önde gelen isimleri de bu projeden desteklerini çekmeye başladı. Koç Holding’ten böyle bir otomobilin ‘ticari intihar’ olacağı açıklaması geldi. Dolayısıyla 2014’ün sonlarına doğru ortaya çıkacağı söylenen ilk prototipler de adeta buhar olup uçuverdi.

Sakin geçen 2013’ün ardından 2014 yılında devlet kanadından gelen açıklamalarla yerli otomobil projesi yeniden gündeme geldi. Fakat OSD’nin 2014 yılı sektör analizlerine göre yerli marka otomobilin üretimiyle ilgili düşünceler gündemden düşmüş durumda.

“KOÇ HOLDİNG, TÜBİTAK’IN
KRİTERLERİNE UYAN BİR PROJENİN
TİCARİ İNTİHAR OLACAĞINI AÇIKLADI

Şu an hızı kesilmiş olsa da süreç TÜBİTAK’ın proje çağrısıyla devam ediyor. Geçtiğimiz aylarda toplamda 20 projenin TÜBİTAK’a sunulduğu ve ilk iki aşama neticesinde 6 projenin finale kaldığı açıklandı. Bu son aşama neticesinde iki projeye 100 bin TL’ye kadar destek verilmesi planlanıyor. İlerleyen süreçte projelerin üretim haline gelmesi halinde ise 500 bin TL’ye kadar destek verilmesi mümkün olacak.

‘Tasarımını kendimizin yaptığı, patenti, lisansı ve markası Türkiye’ye ait olan yerli marka’ çerçevesi içerisinde ilerleyen projede güvenli pil ünitelerine sahip, elektrik kontrol devresi – şarj istasyonları ve bunlarla entegre şarj sistemleri Türkiye’de geliştirilmiş bir araç şartı aranıyor. Burada dikkat çeken noktalardan biri otomobil şartının olmaması. Yani bu projeden bir otobüs de çıkabilir. Nitekim başvurular arasında otomobillerin yanı sıra hafif ticari araç ve otobüs projelerinin de bulunduğu açıklanmıştı. Bir başka dikkat çekici husus ise pil üniteleri ve motor konusunda yerlilik konusunun vurgulanmaması. Yani yönetim sistemleri ve bir araya getirme konusunda yerli patentlere bakılacak olsa da pil hücreleri ve motor konusunda global markalardan destek almak mümkün.

TÜBİTAK’ta finale kalan şirketler arasında Hema Endüstri, Karsan, Isuzu, Derindere, Hisarlar ve Malkoçlar bulunuyor. Bu şirketler arasından Malkoçlar ve Hisarlar’ın otomobil üretimi konusunda istekli olduklarını biliyoruz. Malkoçlar, otomotiv endüstirisinde tanınmış bir şirket ve Etox projesi uzun süredir gündemde. Hisarlar ise Begler/Uzoq modelleriyle seri üretime geçmeyi hedefliyor.

DÜNYA NEREDE?

BMW i8

Dünyada otomotiv konusunda gelişmiş ülkelerin ekonomik anlamda da oldukça iyi durumda olduklarını görüyoruz. Elbette bu bir tesadüf değil. Otomotiv endüstrisi çok büyük bir endüstri ve dünyaya hitap eden markalarınız olduğu zaman bu ülke ekonomisine büyük bir artı demek. İhracat sayesinde ülkeye gelir sağlanıyor ve büyük bir istihdam yaratılıyor. Bununla birlikte otomotiv endüstrisi onlarca yan endüstrinin de büyümesini sağlıyor. Kimya, elektronik, döşemecilik, tasarım, test gibi alanlarda birçok şirket otomobil markalarıyla birlikte büyüyor.

Dünyada özellikle Almanya ve Japonya bu konuda en önde gelen ülkeler ve başardıklarıyla tüm dünyada standartları belirliyorlar. İki ülkenin önde gelen markaları son dönemde elektrik konusuna ciddi para harcıyor. Toyota’nın Prius’u, Audi’nin e-tron’ları, Renault’nun Zoe’si, BMW’nin i serisi kendi alanlarında en başarılı örneklerden. Tesla ise özellikle Amerika’da kendini kabul ettirmeye başlamış durumda. Üstelik bu teknolojilere yatırım yaparken bir yandan günümüzün içten yanmalı motora sahip araçlarını da geliştirmeye devam ediyorlar. Ama geleceğin yenilenebilir enerjide olduğundan ve o geleceğin artık yaklaştığından eminler.

Dünyada öne çıkan trend elektrik. Elektrikli otomobiller aslında içten yanmalı motora sahip araçlardan önce vardı. Ancak zamanla maliyet ve kullanışlılık açısından kendilerini geliştirmedikleri için gözden düştüler. Yeniden yükselmek için 100 yıldan fazla beklediler. Şimdi tekrar onların zamanı geliyor.

“ELEKTRİKLİ OTOMOBİLLERİN TARİHİ
İÇTEN YANMALI MOTORLU ARAÇLARDAN
DAHA ESKİYE DAYANIYOR”

Fikirlerin ayrıştığı nokta ise elektriğin nasıl elde edileceği. En basit konsept, elektriği depolayan piller ve elektrik motorlarından oluşan araçlar. Bunlar ‘plug-in’ olarak anılıyor ve elektriği sadece bir priz üzerinden elde edebiliyorlar. Eğer buna bir jeneratör yani içten yanmalı bir motor eklerseniz ‘menzili uzatılmış hibrit’ oluyor. Yani bu araç da elektrik motorları ve pillere sahip ancak gerektiğinde pilleri şarj etmek için bir motor taşıyor. Bu da priz olmasa bile yola devam edebileceğiniz anlamına geliyor.

Yöntemlerden bir diğeri ise yine hibrit fakat bu kez performansa yönelik bir yaklaşımla dizayn edilmiş. Bu sistemde elektrik motoru, içten yanmalı motora destek olmak amacıyla yerleştiriliyor. Böylece hem 4 tekerden çekiş hem de daha fazla beygir gücü elde ediliyor.

Yakın zamanda popüler olmaya başlayan ve gittikçe daha fazla şirkete yayılan ‘yakıt hücreli sistem’ ise elektrik üretmek için içten yanmalı motor yerine hidrojen ve havanın karşılaşmasından elektrik ve su buharı çıkaran bir hücre kullanıyor. Bu sistem için aracın hidrojen tanklarına ve gaz bittiğinde yeniden doldurmak için hidrojen istasyonlarına ihtiyacı var. Ama gaz hiçbir zaman yakılmadığı için ortaya zehirli atıklar çıkmıyor. Egzostan sadece su buharı atılıyor.

Bu 4 sistem şu sıralar en çok yatırım yapılan sistemler ve hepsinin temelinde elektrik var. Dolayısıyla Türkiye’nin de elektrikli bir sisteme yönelmiş olması bizce gayet olumlu.

Bunlar haricinde yine temeli elektriğe dayanan güneş enerjisi sistemi yeterince kullanışlı bulunmuyor. Sıkıştırılmış hava kullanan sistemler de elektrikliler kadar popüler olabilecek gibi görünmüyor.

CARACAL PROJESİ

Bu konuda yapılmış çok kapsamlı bir araştırmanın verilerine sahip değiliz. Ama buna ihtiyacımız da yok. Hem Türkiye’de tercih edilen otomobillerin hem de Türkiye’nin coğrafi özellikleri itibarıyla ihtiyaç duyduğumuz yetenekleri ve ekonomik gerçekleri düşünerek ortaya bazı fikirler koymak mümkün. Sonuçta Türkiye’de çok büyük bir otomotiv pazarı var ve verileri ortada. Peki bizce yerli otomobil nasıl olmalı? Fazla teknik verilerle uğraşmadan (haddimizi bildiğimizden), bir tüketici gözüyle yerli marka otomobilin ilk örneği nasıl olmalı diye düşündük ve ortaya ilk göz ağrımız ‘Caracal’ı çıkardık. Caracal – Karakulak: İsim Türkiye’nin yabani kedilerinden biri olan Karakulak’tan geliyor. İsmi yabancı olarak seçtik çünkü uluslararası pazarlanabilir olmasını istedik. (Aynı isimle bir Pardus sürümü de var).

Tür: Menzili uzatılmış hibrit
Motor: 900cc 4 silindirli dizel motor + 2 adet elektrik motoru
Aktarım: Önde çift elektrik motoruyla önden çekiş
Menzil: Sadece elektrik ile 50km. Tam dolu yakıt deposuyla 400km.
Segment: B – Crossover – 4 kapılı
Fiyat: 40.000 TL

 

caracal


Bu yazı ilk olarak 2f Magazine aralık sayısında yayınlanmıştır. Birbirinden ilginç içeriklere ilk ulaşanlardan olmak istiyorsanız, dergiyi buradan veya 2f Magazine isimli Android ve iOS uygulamalarımız üzerinden herhangi bir ücret ödemeden okuyabilirsiniz.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Shares